« Önceki |

20/10/2007

New York

New York ŞehriCity of New York görünüşü 

New York, Amerika Birleşik Devletleri'nin nufus bakımından en büyük kenti. Aynı isimli New York eyaleti'nde yer alır. Dünyaca önemli bir siyaset, ticaret, moda, eğlence ve finans merkezidir. Birleşmiş Milletler Genel Konseyi binası bu kenttedir. New York, aynı zamanda bir uyuşturucu ticareti ve mafya merkezidir. Fakir semtlerinde ise çok sayıda işsiz ve evsiz yaşar.

8,1 milyon olan kent nüfusu, 800 km²'lik bir alanda yaşamaktadır. Çevre banliyöleriyle birlikte New York metropolitan bölgesi 21 milyonluk nufusa sahiptir ve dünyanın en kalabalık yerleşim bölgelerinden birini oluşturur.

New York, bir göçmen kentidir. Kentte yaşayan her üç kişiden biri ABD dışında bir ülke doğumludur, İngilizce çeşitli aksanlarla konuşulur. Kentte İngilizce’nin yanı sıra İspanyolca, Little Italy (Küçük İtalya) semtinde İtalyanca, China Town’da (Çin mahallesi) Çince konuşulur. Kent beş bölüme ayrılmıştır: Manhattan, Brooklyn, Queens, Bronx ve Staten Island. Özgürlük Abidesi, Empire State Binası, Central Park ve Times Meydanı, Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi ve Modern Tarih Müzeleri şehrin ilgi çekici mekanlarıdır. Gökdelenleri, caddeleri, lokantaları, alışveriş merkezleri ve insanlarıyla, New York turistleri cezbetmektedir.

.

 

Konu başlıkları

Tarihçesi [

New York kenti 1613 yılında Hollandalılar tarafından New Amsterdam adı altında kuruldu. Kent 1664 yılında Birleşik Krallığa geçti ve New York adını aldı. 1778 yılında kent 2 yıl süreyle yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin başkenti oldu. Başkent Vaşington'a taşındıktan sonra da kentin önemi büyümeye devam etti.

11 Eylül 2001 tarihinde kent Amerika tarihinin en büyük terör olayına tanık oldu. 11 Eylül 2001 Saldırısı olarak bilinen bu olay sırasında, kaçırdıkları uçaklarla New York'un en yüksek gökdelenleri olan Dünya Ticaret Merkezi binalarına çarpan teröristler 3000'e yakın insanın ölümüne neden oldular.

Kentin önemi [

Şehrin önemli sembollerinden Özgürlük Heykeli
Şehrin önemli sembollerinden Özgürlük Heykeli

Finans dünyasinin kalbinin attığı Wall Street caddesi, New York'un Manhattan bölümünde yer alır. New York borsası (New York Stock Exchange) burada bulunmaktadır. Ünlü Özgürlük Abidesi (Statue of Liberty) New York limanındaki küçük bir adadadır. Tiyatro ve müzikaller Broadway caddesinin etrafında toplanmıştır. John F. Kennedy Uluslararası Havaalanı dünyanın en çok yolcu trafiği taşıyan havaalanlarından biridir. Metropolitan Museum of Art, Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi gibi müzeleri dünyanın en değerli sanat kolleksiyonlarına sahiptir. Şehrin ünlü gazetesi New York Times dünyanın en saygın gazetelerinden biridir. Amerika'nın üç büyük televizyon kanalı olan ABC, CBS ve NBC'nin merkezleri New York'ta yer alır.

Turizm []

Kenti yılda yaklaşık 40 milyon turist ziyaret eder. Genellikle gidilen yerler Empire State Building, Times Square, Brooklyn Köprüsü, Broadway, Metropolitan Museum of Art, MoMa, Bronx Hayvanat Bahçesi ve Madison Avenue'da bulunan alışveriş merkezleridir. Ayrıca Halloween Parade ve Tribeca Film Festivali turistlerin ve Amerikalıların ilgisini çeken kültür olaylarıdır. Central Park, ABD'nin en çok ziyaret edilen parkıdır. New York'un yemek kültürü çok geniştir. Özellikle bagel ve New York stili pizza en ünlü yiyecekleridir. Orta Doğu yemeklerini bulmak da oldukça kolaydır.

 

 GÖRMEDEN DÖNMEYİN

ÖZGÜRLÜK ABİDESİ : Özgürlük Abidesi New York'un sembolü durumundadır. 1865 yılında Edouard René Lefebvre de Laboulaye ve heykeltraş Frédéric -Auguste Bartholdi bir akşam yemeği partisine gittiler ve Amerika'nın politik özgürlüğünü onurlandırmak amacıyla bir abide yapmaya karar verdiler böylece onu 'Fırsatlar Şehri' ne armağan edebileceklerdi. 21 yıl sonra 28 Ekim 1886 tarihinde 45 m ( 151 fit ) boyundaki Özgürlük Abidesi halka açıldı. New York' a gelip de bu anıtı görmeden gitmek olmaz. Ancak 354 basamak çıkmak zor gelebilir ( Bu 22 ortalama yükseklikte binaya tırmanmakla eşdeğer!! ). Ancak yine de ziyaret etmeye değer bir yapı. Fakat ziyaret için kalabalık vakitler yerine nispeten sakin zamanları seçmek yararlı olabilir.


EMPIRE STATE BİNASI : New York'un gökyüzüne uzanan bu eşsiz yapısı sadece 410 gün içinde inşa edilmiştir ( hem de dünya ekonomik bunalımı sırasında ) .5th Avenue ve 34. Cadde'nin orada bulunan bina 102 kattan meydana gelmiştir ve 436 metre boyundadır. Binanın üzerinden geçecek uçaklar için bir anten konulması planlanmıştır ancak Hindenberg faciası bu planın hayata geçirilmesine engel olmuştur. 1945 Temmuzu'nda ( sisli bir gün ) B25 tipi bir uçak 79. kat civarında binaya çarpmıştır ve olay 14 kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır. Ancak bina hala popülaritesini korumaktadır.Binanın 102. katından şehri izlemek hoş olabilir.

CENTRAL PARK : Empire State Binası'nın en üst katından etrafınıza bakınca Central Park'ın ne kadar muhteşem göründüğüne tanık olacaksınız. Central Park şehrin trafiğinden, gürültüsünden kaçmak için iyi bir yerdir. Central Park 1873 yılında yapıldığında şehrin stresinden kaçan insanların uğrak yeriydi. Bununla beraber bugün orada koşu yapanlara, kaykayla kayanlara ve de müzisyenlere rastlayabilirsiniz. Daha sakin yerler arıyorsanız 72. Cadde civarında uygun yerler bulabilirsiniz. Parkta küçük bir hayvanat bahçesi ile birlikte spor yapabileceğiniz ( baseball, frizbi, buz pateni gibi )

TIMES SQUARE : Times Square New York'un ışıltılı yerlerinden biridir. Ancak 1960 'larda sinema salonlarının adult eğlence yerlerine dönüşmesi ve buranın renkli, çılgın, tehlikeli insanların mekanı haline gelmesiyle önemini kaybetmeye başlamıştı. Ancak izleyen yıllardaki büyük bir temizlik operasyonuyla bugünkü popüler haline geldi. Her yıl başı gecesinde buraya bir milyona yakın insan One Times Square'in çatısından konfeti atılışını izlemek için gelir. 90 saniyelik bir gösteri ve ardından insanlar gecenin kalanında ne yapacaklarını düşünürler.

METROPOLITAN SANAT MÜZESİ ( THE MET ) : New York'un yukarı kuzey kısmı adeta bir kültür merkezi işlevi görür. 5th Avenue ve 57. Cadde müzelerin bol olduğu yerlerdendir. Bunların en ünlüsü ve de en büyüğü Metropolitan Sanat Müzesi'dir. Müzeye turistlerin yoğun ilgisi vardır. Üç milyonluk obje koleksiyonuyla -mısır mumyalarından , baseball kartlarına- müze ilk uğranılması gereken yerlerden.

MODERN SANAT MÜZESİ ( MOMA ) : New York'un en büyük müzelerinden biridir ve mimari yapısıyla da dikkati çeker. Her yıl özel koleksiyonların sergilendiği bir yerdir. Müze MOMA ( Museum of Modern Art ) olarak da bilinir. Müzede kendi koleksiyonları dışında Picasso'nun 'Les Demoiselles d'Avignon' , Van Gogh'un 'Starry Night', Claude Monet 'nin 'Water Lilies' ve Piet Mondrian'ın 'Broadway Boogie-Woogie' adlı eserleri de sergilenir.Müze ayrıca ilginç fotoğraf koleksiyonları ve hoş hediyelik eşya mağazasıyla gezilmesi gereken yerlerin başında.

DİĞER MÜZELER : Frank Lloyd Wright tarafından dizayn edilen Solomon R Guggenheim Müzesi spiral geometrik yapısıyla dikkate değer bir yer.
Whitney Museum of American Art da modern sanatın örneklerini içinde barındırır. Amerikan Doğal Sanatlar Müzesi de dinazor koleksiyonu ve 30 milyona yaklaşan objeleriyle dikkati çeker. Televizyon&Radyo Müzesi de yağmurdan kaçanlar ya da yürümekten yorulanlar için iyi bir durak. Müzede 75.000 televizyon ve radyo yanına müzedeki 90 konsolun herhangi birinden ulaşabilirsiniz.

SOHO : SoHo ( South of Houston = Houston'ın güneyi ) sanat galerilerinin, giyim mağazalarının ve de butiklerin yoğunlaştığı bir yerdir. Kendi sınıfında dünyadaki sayılı örneklerinden olan binalarıyla dikkati çeker. Ayrıca bölgedeki mağazaları dolaşmakta hoş olabilir ( Nasılsa kimse sizi satın almaya zorlamıyor!! ).

TRIBECA : Tribeca SoHo kadar turistler açısından dikkate değer bulunmasa da adının açılımı SoHo'dan daha hoştur : Tribeca =TRIangle BElow Canal ( kanalın altındaki üçgen ).Tribeca eski depoları, apartmanları, hoş manzaralı restoranları, barları ve Robert De Niro'nun sahibi olduğu Tribeca Film Prodüksiyon Şirketi ile hoş bir yerdir. Burada bir lokal barda oturmuş içkinizi yudumlarken ünlü bir yıldızı görmeniz olağan şeylerdendir.Bu gibi yönleriyle Tribeca görülmeye değer bir yer.

GREENWICH VILLAGE : The Village ( New Yorklular ona böyle derler. ) şehrin en popüler yerlerinden biridir. Bölge radikalliğin ve yabancılığın sembolü durumundadır. 1900'lerin başlarında artistler ve yazarlar buraya yerleşmeye başladı, onları 'Blue Note' ve 'Village Vanguard' gibi ünlü kulüplerde çalan caz müzisyenleri izledi. 1940'larda burası gaylerin toplandığı bir yer konumundaydı, 1960'larda ise hippilerin. Bu şekilde el değiştiren yer aslında birçok ünlü kişiyi içinde barındırmıştı. Jimi Hendrix burada yaşamıştı ve Rolling Stones burada kayıt yapmıştı. Ve söylenenlere göre Bob Dylan ilk esrarlın sigarasını burada yakmıştı. The Village bu özellikleriyle tarihi bir yer niteliğindedir.Kafeleri, dükkanları, gay barları ve de kalabalık Washington Square Parkı ile ziyaret edilmesi gereken yerlerden

19/10/2007

ParisCity

19/10/2007

Fransa / Paris

 

 TARİHÇE

Seine Nehri kenarında romantizmin doruklarında bir gezi yapmadan,
Notre Dame Katedrali, Louvre Müzesi, Eiffel Kulesi ve
Champs- Elysées'i görmeden bu dünyadan gitmeyin.
İşte Paris....
Burası dünyanın en hızlı büyüyen, en aktif şehirlerinden biri.
Kaldırımlarından binalarına her şeyiyle Fransız ruhunu içinde barındırıyor. Buraya gelirken neler görmeyi bekliyordunuz kimbilir. Bakalım neler göreceksiniz?

TARİH
Paris ilk defa milattan önce üçüncü yüzyılın sonunda kurulmuştur.
İnsanlar ona 'Parisii' adını vermişlerdi. Önceleri İngiliz egemenliği altında kaldı;
ancak milattan önce 52. yüzyılda Julius Caesar'ın ordularının bölgeyi ele geçirmesiyle birlikte bölgede İngiliz egemenliği sona erdi ve Paris bir Roma şehri haline geldi.
Daha sonra ( M.S 508 yılında ) bölgeyi ele geçiren Frank Kralı I. Clovis şehrin adını
'Paris' olarak değiştirdi.

Paris son yıllarda sahne olduğu olaylarla adını daha fazla duyurmaya başlamıştır. Bunlardan ilki Lady Diana'nın esrarengiz ölümü, Fransa'nın 98 Dünya Kupası'nı alması
ve son olarak da Concorde faciasıdır.

Ne Zaman Gitmeli ?
Paris'e gelmek için en iyi zaman Mart - Mayıs arasıdır. Kış aylarında Paris bir kültürel cennet niteliğindedir. Bu zamanlarda kültürel bir etkinliğin olmadığı bir gün bulmak imkansız gibidir. Bununla birlikte okulların tatil olmasıyla birlikte sokaklar daha da kalabalıklaşır. Yaz aylarında Paris'te sıcaklık gözle görülür derecede artar. Yine yaz aylarında genellikle buradaki insanlar yıllık izinlerini kullanırlar. Bu yüzden bu zamanlarda trafik bayağı hafifler.

 

 

GÖRMEDEN DÖNMEYİN

Musée du Louvre ( Louvre Müzesi ) : Bu devasa bina 1200'lerde
inşa edildi. İlk restorasyonunu 16. yüzyılın ortalarında
gördü ve Kraliyet Binası olarak hizmet vermeye hazır hale geldi.
Daha sonra 1793 yılında müzeye dönüştürüldü.
1980'lerde Mitterand'ın 'Büyük Projeler' kapsamındaki çalışmaları sırasında müzeye 21 m yüksekliğinde bir cam piramit eklenmiştir. Başlangıçta hata olarak görülen bu ekleme daha sonra birçok ödül almıştır. Her gün binlerce insan ziyaret etmektedir.
Müzede tablolar, heykeller, antikalarla birlikte Mona Lisa,
Venus de Milo ve Winged Victory gibi ünlü eserler de görülebilir.

Centre Georges Pompidou : Centre Georges modern sanatın örneklerine ev sahipliği yapar. Burası Paris'in en fazla ilgi çeken ve de ziyaret edilen yerlerindedir. Bir kütüphane olarak da iş görmektedir. Burada 2000'in üzerinde periyodik yayına ulaşabilirsiniz. Buna İngilizce gazeteler ve dünyanın çeşitli yerlerinde çıkan magazinler de dahildir. Eğer binadan sıkılırsanız çevresindeki dükkanlar ilginizi çekebilir.

Notre Dame : Victor Hugo'nun ünlü eseri Notre Dame'ın Kamburu'ndan hatırladığımız bu Katedral gotik mimari özellikleri taşımaktadır. 1163 yılında inşa edilmeye başlanmış ve 1345 yılında bitirilmiştir. Notre Dame Katedrali 6000'in üzerinde kişiyi barındırabilecek niteliktedir. Birbirinden farklı şekilde dizayn edilmiş üç kapıya sahiptir ve bu kapılardaki mimari güzellik de ziyaretçilerin dikkatini üzerine çekmektedir. Katedralin içinde çok büyük bir kilise orgu vardır. Katedral kasvetli havasıyla olsa da görülmeye değer.
Kulelerinden Paris'i izlemek de ayrı bir zevktir.

Sainte Chapelle : Sainte Chapelle adını kendini dizayn eden mimardan almıştır. 1242 yılında inşa edilmeye başlanmış ve de 1247 yılında bitirilmiştir. Buranın yapılmasını Kral 9. Louis istemiştir. Geçen zaman içinde restore edilmesine rağmen hala eski çekiciliğini korumaktadır. Güvenliği de dikkate şayandır. Tıpkı bir havalimanı gibi sıkı korunmaktadır. Giriş ücretlidir. Eminiz gezdikten sonra verdiğiniz ücrete değdiğini göreceksiniz.

Musée d'Orsay : Müze 1900 yılında inşa edilmiş, şu andaki haline ise 1986 yılında kavuşmuştur. 1848 - 1914 yılları arasında yaşayan impressyonist ve postimpresyonist sanatçıların eserlerine ev sahipliği eder.
Müzede tabloların yanısıra heykelleri de bulabilirsiniz ki bu müzede
Auguste Rodin ve Camille Claudel gibi ünlü heykeltraşların eserleri de sergilenir. Ayrıca bahçesindeki heykeller de görülmeye değerdir.

Eiffel Kulesi : Paris'e gelip de Eiffel Kulesi'ni görmeden gitmek tabii ki olmaz. Kule adını tasarımcısı Gustave Eiffel'den almıştır. Fransız İhtilali'nin bir sembolü olmuştur. Yüksekliği 320 m ( 1050 fit ) olan kule 1930'a kadar
( Chrysler binası inşa edilinceye dek ) dünyanın en yüksek binası niteliğindeydi.
Kulenin en tepesine çıkıp manazarayı izleyebilir ya da bir cafeye oturup kahvenizi yudumlayabilirsiniz.

Avenue des Champs - Elysées : Burası ( yüksek fiyatlarda olmasına rağmen ) iyi yemek yiyebileceğiniz yerlerden biridir. Burada fast-food restoranları , araba galerileri , ve sinemaları bulabilirsiniz. Burası daha çok insanların akşamüstü yürümak için geldiği yerlerdendir.

Cimetiére du Pére Lachaise : Burası dünyanın en çok ziyaret edilen mezarlığıdır!! Moliére , Apollinaire , Oscar Wilde , Balzac , Marcel Proust ve Gertrude Stein gibi yazarların ; David , Delacroix , Pissarro , Seurat ve Modigliani gibi artistlerin ; Sarah Bernhardt , Simone Signoret ve Yves Montand gibi aktörlerin , şarkıcı Edith Piaf'ın ve dansçı Isadora Duncan'ın mezarları buradadır. Ancak en çok ziyaret edilen mezar 'The Doors' gurubunun 1971 yılında ölen solisti Jim Morrison'ın mezarıdır.

Place des Vosges : Burası Kral 4.Henri'nin 1605 yılında yaptığı planın bir parçası olarak inşa edilmiştir. Kral bölgeyi Paris'in en güzel yerlerinden biri yapmak için işe girişmiş ve 36 tane birbirinin aynısı ve birbirine bitişik ev inşa ettirmiştir. Evlerdeki mimari ilgi çekicidir : geniş pencereleri , dik çatıları , ilginç kaplamalı duvarları...Bu evlerden altı numaralı olanında 1832 - 1848 yılları arasında Victor Hugo yaşamıştır. Burası şu anda müzeye dönüştürülmüştür. Şu anda bu çevrede pahalı galeriler , dükkanlar , kafeler ve kahvelerini yudumlayan insanlarla dolmuştur.

Catacombes : 1785 yılında Paris'te artan mezarlıklar nedeniyle şehirde hijyen problemi doğmuştu. Bu problemi çözmek için ölülerin cesetlerinin özel inşa edilmiş yapılarda , tüneller içinde tutulması planlanmıştı. Böylece şehir tekrar eski temizliğine ve sağlığına kavuşacaktı. Bu amaçla inşa edilen yerlerden biri de Catacombes'tir. Catacombes yerin 20 m ( 65 fit ) altına inşa edilmiştir. Buradaki tünellerde yürürken duvarlarda kemiklere rastlayabilirsiniz. Ayrıca bu tüneller İkinci Dünya Savaşı sırasında da askeri amaçlı olarak kullanılmıştır.


MACERA ARAYANLARA

ILE de FRANCE : Burası 12. yüzyılda Fransız krallığının doğduğu yerdir. Bölgeye turistler tarafından adeta akın edilmektedir. Bölgede büyük bir eğlence merkezi olan Euro Disney bulunur. Bölgede ayrıca birçok tarihi mekan da bulunmaktadır. Buradaki 'Chateau de Versailles' Fransa'nın en ünlü ve en muhteşem yeridir. Buradaki eşsiz binaları ve muhteşem şatoyu görünce küçük dilinizi yutacağınızdan emin olabilirsiniz. Bu yapılar 1600'lerin ortalarında 14. Louis tarafından inşa edilmiştir. Ayrıca 'Hall of Mirrors'ı da görmeden geçmeyin. Buradaki muhteşem hazinelerin hepsi kraliyet ailesine aittir. Bu hazinelerden emin olun gözleriniz kamaşacak.

Canal Saint Martin : Bu kanal Right Bank'ın kuzeydoğu bölgeleri arasında akar.
Yaklaşık 5 km ( 3 mil ) uzunluğundadır. Romantik geziler için çok idealdir ve
kanalın iki yakasını birbirine bağlayan köprüler kesinlikle görülmeye değer.

Image:Tour eiffel at sunrise from the trocadero.jpg

 

18/10/2007

Antalya ileçeleri

Alanya

Alanya

Alanya, geniş plajları, tarihi eserleri, modern otel ve motellerin sayısız balık lokantaları, kafe ve barlarıyla mükemmel bir tatil merkezidir. Gelenleri ilk karşılayan, Alanya Yarımadası'nın üzerinde bir taç gibi kurulmuş olan ve 13. yüzyıldan kalma şahane Selçuklu Kalesi'dir. Etkileyici kalenin yanı sıra eşi benzeri olmayan tersanesi ve anıtsal güzellikteki sekizgen Kızıl Kule görülmeye değerdir.

Alanya Limanı'nı çevreleyen kafeler ve barlar akşam saatlerinde liman yolu boyunca el sanatları, deri, giysi, mücevherat, el çantaları ve yöreye özgü ilginç renklere bezeli su kabaklarının satıldığı butikler yer alır. Eğer mağaraları keşfetmekten hoşlanıyorsanız Damlataş Mağarası'nı gezmeniz gerekir. Mağara yakınında Etnografya Müzesi yer almaktadır. Tekneyle üç deniz mağarasına ulaşabilirsiniz: fosforlu kayalarıyla Fosforlu Mağara, korsanların kadın esirleri tuttukları Kızlar Mağarası ve Aşıklar Mağarası.

Alanya'nın 15 km. doğusunda yer alan Dim Çağı Vadisi gölgelerin serinliğinde dinlenmek için ideal bir yerdir. Tüm sahillerinden denize girilebilen Alanya tam bir güneş, deniz, kum cennetidir

 

Alanya Kalesi

Alanya Kalesi

Alanya Kalesi zamanımıza kadar korunan tek Selçuklu kalesidir. 1225 yılında Roma kale kalıntılarının yerine Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yeni bir kale yaptırılmıştır. 83 kule ve 140 burca sahip, üç sıra surlarla çevrili olan kale, bütün olarak iç ve dış kale bölümlerinden oluşur.

Aya Yorgi Kilisesi, Kanuni Sultan Süleyman Camii, Akşabe Sultan Türbesi, Selçuklu Hamamı, Arasta, Bedesten, Sitti Zeynep Türbesi, Sultan Alaaddin Sarayı, irili ufaklı sarnıçlar, deniz feneri ve zindandan oluşan kale, bir tarih hazinesidir.

Alanya Kalesi 'nin etrafını 6 km lik surlar ile 140 gözetleme kulesi çevrelemektedir. Saldıracak olan yada saldırma niyetinde bulunanların farkedilmemesi neredeyse imkansız hale getirilmiş. Kale surlarını tırmanırken ve bazen bozuk yollardan geçerken kale içerisine homojen bir biçimde dağılmış büyük küçük kafeler ve restaurantlarla karşılaşmanız mümkündür.

Alanya Kalesi 'nin bölümlerinden birinde, tutuklu olan tutsakların ve askerlerin kaderleri ile karşılaştıkları zindan ve hapisaneler mevcuttur. Efsaneye göre bu hapisaneler dolup taştığı zaman hapisanede en çok kalan mahkumlar kalenin yukarı köşesine getirilip bırakılırlardı. Buraya bırakılan mahkumlar birbirlerini kalenin yüksek uçurumlarından aşağıa atmaya başlarlardı. Geriye kalan son mahkuma üç taş verilip aşaıya atması istenirdi. Verilen bu üç taştan birini suya yetiştiremeyen son mahkumda askerler tarafından ölümün kesin olduğu uçurumdan aşağıya atılırdı.

Alanya Kalesi 'nin yolları dar olup genellikle çok kalabalık olduğundan yapılan yürüyüşlerde dikkatli davranılması önerilir

 

Iotape - Aytap

Iotape - Aytap

Iotape (Aytap) Antik Liman Kenti, Alanya'nın 30 km. doğusundadır. Bugünkü Akdeniz kıyı yolu, bu Roma kentinin ortasından geçmektedir. Kral Antiochos'un karısı Iotape'nin anısına kente bu adı verdiği bilinmektedir. Kentin 50-100 m. boyutlarında bir limanı vardır. Yarımada şeklindeki yüksek bir tepenin üzerine kurulmuş olan kentin kalesine oldukça zor çıkılmasına karşın, görülen manzara tüm yorgunlukları unutturacak güzelliktedir. Iotape kentinin antik caddesi, hamamı, kilisesi, nekropol ve akropolü ayaktadır. Tek odalı ve üstü kapalı mezar odaları da kentin antik kalıntıları içindedir.

 

Hamaxia

Hamaxia

Alanya'nın 6 km. kuzey batısındaki Elikesik Köyü'nde, Hamaxia kenti, antik Pamphylia Bölgesi sınırları içerisindedir. Halk arasında Sinekkalesi olarak bilinmektedir.

Antik Çağın meşhur coğrafyacısı Strabon Hamaxia kentinden, gemi yapımında kullanılan kerestenin elde edildiği, özellikle sedir ağaçlarının bol olduğu bir yer olarak söz etmektedir. Kentin Roma öncesi iskan edildiği sanılıyor.

Hamaxia kentinin en üst noktada yer alan rektogonal taşlarla yapılmış kule olması olası yapıda Hellenistik Dönem özellikleri görülmektedir. Kentteki en önemli kalıntılar olarak; antik bir çeşme ile önündeki havuzu, yarım daire planlı, oturma sıraları halen görülebilen yazıtlarla donatılmış geniş bir eksedrayı, dini yapı komleksini ve nekropolü sayabiliriz.

Hamaxia kentinde bulunan bazı yazıtlarda Hermes'in amblemi Kaduceus'un işlenmiş olması, burada Hermes'e ait bir tapınağın varlığını göstermektedir. Alanya Müzesi'nde sergilenmekte olan kabartmalı bir mezar steli ostoteklerin önemli bir bölümü Hamaxia'da bulunmuştur. Kentin İ.S.100-200 yılları arasında zengin olmayan küçük, Coracesium'a bağlı bir topluluk olarak yaşamını sürdürdüğü biliniyor. Kalıntıların önemli bir bölümü Roma ve Bizans Dönemine aittir.

 

Kemer

Kemer

Akdeniz Bölgesi'nde, Batı Toros Dağları'nın eteklerinde, Antalya'ya 43 km. uzaklıkta ve 52 km. kıyı şeridi boyunca uzanan Kemer ilçesi dağınık bir yapıya sahiptir. Doğusunda Akdeniz, güney ve batısında Kumluca ilçesi, kuzeyinde de Merkez ilçe ile çevrilidir.

1960'lı yıllara kadar karayolu olmadığı için, ulaşımı sadece deniz yolundan sağlanan Kemer, 1980 sonrasında uygulanan Güney Antalya Turizm Projesi kapsamında yol ve diğer altyapı değerlerine kavuşarak hızla gelişmiş ve bugün Türkiye'nin en gözde turizm merkezlerinden birine dönüşmüştür. Kemer ilçesi ile Kiriş, Tekirova, Çayova, Aslanbucak, Kuzdere, Beycik, Çamyuva, Göynük, Beldibi, Çıralı gibi yerleşim yerleri, Antalya turizminden son derece önemli bir yer tutar.

 

Olympos

Olympos

Olympos, Antalya'nın güneyinde Phaselis'ten sonra ikinci önemli liman kentidir. Torosların batı uzantılarından biri olan Tahtalı Dağıdır. Olympos şehiri, Lykia Birliği üyesi olup, Lykia Birlik meclisinde üç oyla temsil edilmiştir. Kalıntılar Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine aittir.

Olympos limanı tarihte korsan yatağı olarak bilinir. Şehirdeki korsan egemenliğine M.Ö. 78'de Romalı kumandan Servilius İsauricus burayı korsanlardan temizlemesine dek düşer. Roma egemenliğinin başlaması, yeni parlak bir dönemin başlangıcı olmuştur. Erken Hıristiyanlık döneminde önemini koruyan şehir, M.S. 3. yüzyıldan itibaren tekrar korsan hücumlarına uğrar. Geç Hıristiyanlık döneminde önemini yitirmeye başlayan Olympos, 11. ve 12. yüzyılda Venedikli ve Cenevizli tüccarların ticaret merkezi olmuş ancak bu faaliyet, 15. yüzyılda Osmanlı deniz üstünlüğü ile son bulmuştur.

Yanartaş - ÇıralıAntalya'nın güneyinde Olympos antik kenti yakınlarında efsanelere konu olmuş bir doğa mucizesi kendini gösterir. Çakaltepe olarak anılan yükseltinin güney yamacından devamlı olarak alev yükselir. Yeraltından çıkan doğal gazın havayla temas etmesi sonucu alev alması, özellikle geceleri ilginç bir görüntü oluşturur. Yamaçtan çıkan bu doğal gaz nedeniyle burası "Yanartaş-Çıralı" olarak tanınır.

Olympos'un son dönemini yansıtan Ortaçağ kalesi, derenin denizle birleştiği yerin batısında bir köprünün ayağı, bir tapınağa ait duvar parçası, sütun başlıkları, tiyatro, Bizans bazilikası, kıyıya yakın yerde hamam kalıntılarını bugün de görülebilen

 

Phaselis

Phaselis

Phaselis, Antalya-Finike sahil yolunun 35. km'sindedir. Antik kaynaklardan Phaselis'in M.Ö. 690 yılında Rodoslu kolonistlerce kurulduğu anlaşılmaktadır.

Pers standardına göre basılmış sikkeleri M.Ö. 446'dan önceye aittir. M.Ö. 5. yüzyıl ortasında Attik-Delos Deniz Birliğine giren Phaselis'in Lykia'lılardan ayrı olarak vergi listelerinde geçirmesi dikkat çekicidir. M.Ö. 333'de kapılarını İskender'e açan şehir sırasıyla Ptolemaioslar'ın, Rodos'un egemenliğine girmiştir. M.Ö. 1. yüzyılda bir süre Kilikia korsanlarının eline geçmiş, Romalı kumandan Manilius Servilius Isauricus’un seferi sırasında korsan işgalinden kurtulmuştur. Phaselis, M.S. 3. yüzyılda tekrar karışıklık ve yağmaya uğramıştır. Arap akınları yüzünden önemini yitiren şehir 1158’de Türk egemenliğine girmiştir.

Üç limana sahip olan Phaselis'te toprak üstünde görülen kalıntıların hepsi Roma dönemine aittir. Kuzey, güney ve askeri limanların kalıntıları, agora, domination agorası, geç devir agorası, ana cadde, Hadrian kapısı, tiyatro, surlar, nekropol, aquadukt, tapınak kalıntıları görülebilen

 

Kemer'de Sualtı Dalış

Kemer de Sualtı Dalış

Ülkemizin en çok sualtı dalış (scuba diving) okullarının bulunduğu bu dünyaca ünlü turistik beldemiz, bünyesinde çeşitli dalış alternatifleri bulunmaktadır. Hemen Antalya liman girişinde bulunan Fransız askeri nakliye gemisi 20-32 m. derinliklerde yatmakta olup genelde bulanık olan su batık meraklıları için çok ilginçtir.

Kemer marinası açıklarında 33 m. kumluk dipte yatan Paris batığı, her dalıcının ziyaret etmesi gereken bir batıktır. Tekirova açıklarındaki İç Adalar çeşitli sualtı dalış türlerinin gerçekleştirilebildiği bir bölgedir. Bölgede zengin bir sualtı dalış noktası olan kanyonda iri vatozlar ve her çeşit balık görülebilir. İç Adalar, mağara dalışı için de idealdir.

Ağustos ve Eylül aylarında, orkinos sürüleriyle karşılaşıldığı gibi fok balığına da rastlanabilir. Kıyı sularında yunuslarla her an karşılaşmak mümkün olabilir.

 

Kalkan'da Sualtı Dalış

Kalkan da Sualtı Dalış

Tecrübeli dalıcılara yönelik olan Kalkan sualtı, ciddi dalışlar yapıp form tutmak isteyenler için idealdir. Akıntı, sert rüzgar, duvar dalışı, batıklar bölgenin dalış zenginlikleridir.

30'lu metrelerde yüzlerce ıskarmoz ve ortozların akıntıda durabilme becerileri seyredilmeye değerdir. Kaplumbağa, orkinos, vatoz, köpekbalığı görülebilecek deniz canlıları arasındadır. Patara kanyonu, mercan ve sünger çeşitleriyle süslüdür. 11 metreden 132 metreye inen fener duvarı, oldukça canlı ve renklidir. Öksüz Ada ise köpekbalığı ailesinden keler balıklarını barındırır.

18/10/2007

seyahat rehberi -akdeniz bölgesi -şelaleler

Düden Şelalesi

Düden Şelalesi

Düden Şelalesi iki kez harikalar yaratır. Birincisi Antalya'dan 8 km uzaklıkta,  Lara Plajı yolundadır. Burada Düden Suyu büyük bir gürültü ile 50 metre yükseklikteki falezlerden denize dökülür. Düden Suyu'nun Antalya'nın 15 km kadar kuzeyinde Düdenbaşı Şelalesi denilen diğer bir çağlayanı vardır. Düdenbaşı Şelalesi'nin arkasına doğru uzanan mağara, sizi adeta bir rüya alemine götürür. Bu mağaranın oyuklarından, Düden Şelalesi'ni bambaşka algılar, günlük yorgunluklarınızı  unutursunuz. Mağara, daha sonra çağlayanın her iki yönüne birer yay şeklinde döner Türkiye'de, bir çağlayanı gürül gürül akarken, arkasından seyredebileceğiniz böylesine güzel bir yer yoktur.

Kurşunlu Şelalesi

Kurşunlu Şelalesi

Kurşunlu Şelalesi'ne, Antalya'dan Aksu kasabası yönüne gidildiğinde, Antalya Havaalanı'ndan 3 km kadar sonra, yol levhalarından da anlaşılacağı gibi, sola sapılarak gidilir. 8 km'lik asfalt yol, bahçeler ve tarlalar arasından geçerek sizi, otomobil ile on-onbeş dakika içinde Kurşunlu Şelalesi'ne ulaştırır.

Kurşunlu Şelalesi belki size Antalya Bölgesi içindeki, diğer şelaleler kadar büyük ve şaşırtıcı gelmeyebilir. Ancak bu küçük şelale etrafındaki Orman Bakanlığı'nca düzenlenen piknik alanı, şelaleden inen suyun akıp gittiği küçük bir derenin kenarında yer alan yaya gezinti yolu, bitki zenginliği yönünden, Antalya'nın en ilginç yerlerinden birisidir. Özellikle bu gezinti yolu üzerinde ve Bitki Tüneli olarak adlandırılan bu bölümde, kış hariç diğer mevsimlerde bin bir çeşit bitki türü dikkatleri üzerine çeker.

Kurşunlu Şelalesi'ne hemen yanında yer alan piknik alanının kuzeybatısında yer alan merdivenlerden inilerek ulaşılır. On metre kadar yükseklikten düşen su, aşağıda küçük bir gölcük oluşturur. Bu küçük gölün batı yönünde çevre düzeni çalışmaları sırasında restore edilmiş bir su değirmeni vardır. Mevsimine göre, etrafı sık yeşilliklerle sarılmış bu küçük gölde, tatlı su kaplumbağaları, yengeçler ve balıklar bulunur.

Kurşunlu Şelalesi'nin Piknik Alanı ise; gürül gürül akan çeşmeleri, piknik bankları, düzenli çöp bidonları, ızgaralı ocakları, oyun alanları ile size tam bir piknik konforu sağlar.   

Manavgat Şelalesi

Manavgat Şelalesi

Her mevsim bol suyu olan Manavgat Çayı, Manavgat'ın 4 km kuzeyinde çok güzel görüntü veren Manavgat Şelalesi'ni oluşturuyor. Şelale çevresi, kanallar ve setlerle düzenlenerek güzel bir mesire yeri haline getirilmiş. Kökleri ve dalları suya uzanan çınar ağaçlarının gölgesindeki mesire yerinde, sert katmanlardan hızla düşen yeşil suyu, suyun içinde direnen ağaçları, yer yer oluşan küçük anaforları izleyebileceğiniz, suyun sesini dinleyebileceğiniz lokantalar, seyir terasları, çay bahçeleri var. Yazın sıcak günlerinde suyun serinliği ve şelalenin sesi eşliğinde bir öğle yemeği yiyebilirsiniz.

Büyük Manavgat Şelalesi'ne gelmeden, Manavgat'tan 2 km sonra, sağa Küçük Manavgat Şelalesi yolu ayrılıyor. Yoldan 1 km içeride, çayın Küçük Manavgat Şelalesi bölümü karşınıza çıkacak. Büyük Manavgat Şelalesi'ne göre daha küçük bir yükseltiden dökülen küçük şelale çevresi de bir mesire yeri haline getirilmiş. Aynı doğal görünümün bulunduğu, biraz daha sakin olan küçük şelalede Küçük Şelale Restaurant, lokanta ve çay bahçesi olarak hizmet veriyor.

Manavgat Çayı Rafting Parkuru

Manavgat Çayı Rafting Parkuru

Batı Toroslar'ın doğu yamaçlarından doğan 90 km. uzunluğundaki Manavgat Çayı, ovaya girmeden önce sert konglomera tabakalarının üzerinden geçip Manavgat Şelalesi'ni oluşturarak Akdeniz'e dökülür. Bahar aylarında suyu berraklaşan ve geçtiği kanyonlardaki yeraltı sularıyla beslenen Manavgat Çayı'nın hızı Oymapınar Barajı ile kesilmektedir. Manavgat Çayı rafting parkurunun başlangıç noktasına ulaşmak için Manavgat - Alanya karayolundan önce 10 km. doğuya, daha sonra kuzeye Akseki istikametine dönülür. Akseki'ye 4 km. kala İbradı yönüne dönüldükten sonra 11.. km'de Şahap Köprüsü'ne ulaşılır. Burası rafting parkurunun başlangıç noktasıdır.

Manavgat Çayı rafting parkurunda başlangıç yeri için suyun debisi önemlidir. Suyun debisinin uygun olduğu aylarda İbradı yakınlarındaki Şahap köprüsü civarından rafting çıkışı yapılabilir. Zorluk derecesi yüksek olan Manavgat Çayı rafting parkuru amatör gruplar için tehlikeli olabilir. Manavgat Çayı'nda rafting, profesyonel sporcularla birlikte ve yöreden bir kılavuz alınarak yapılmalıdır. Raftinge, Şahap Köprüsü ile Sevinç köyü arasındaki 19 km. boyunca yer yer iki tarafı dik ve aşılması güç kanyonlar içinde devam edilir.

Şahap Köprüsü ile Altınbeşik Mağarası arasındaki ilk kanyonda, kanyonun başlangıcından 500 m. ileride "Yedipınar" olarak adlandırılan yeraltı suları, çayın akış hızını arttırmakta ve parkura heyecan katmaktadır. İkinci kanyona girmek istemeyen sporcular, Altınbeşik Mağarası civarında kıyıya çıkabilirler. Buradan patika yolları takip ederek batıda Orunlu, doğuda Menteşbey köylerine ulaşmak mümkündür.

Altınbeşik Mağarası'ndan ikinci kanyona ulaşılır. Geçit vermeyen dik yarlardan oluşan bu kanyon, Sinanhoca köyüne kadar devam etmektedir. Kanyon bitiminde çay yatağı genişlemektedir. İsteyen raftingçiler bu köy civarında mola verebilir veya parkuru sona erdirebilirler. Rafting parkurunda, Sinanhoca köyüne gelmeden önce, ikinci kanyonun bitimine doğru yer alan çağlayanlardan birisi, oldukça tehlikelidir. Su büyük bir kayanın altından, sağından ve solundan geçerek yoluna devam etmektedir. Tehlikeli olan bu bölgede kesinlikle kıyıdan geçilmelidir.

Sinanhoca köyünden sonra üçüncü kanyona ulaşılır. Birkaç çağlayan geçtikten sonra Sevinç köyü civarında kanyondan çıkılır ve Manavgat Çayı rafting parkuru tamamlanmış olur.

Üç kanyonun yer aldığı bu parkurda 3-4-5 zorluk derecesindeki çağlayanlar ve bazen de şelalelerden geçilmektedir. Çağlayanların uğultusu duyulduğunda kesinlikle kıyıya yanaşarak uygun geçiş noktasını belirlemek gerekir. Geçilmeyecek durumlarda kano karadan taşınarak veya raftingçi kıyıya çıktıktan sonra nehirdeki kanoya bağlanan bir ip yardımıyla kano yönlendirilip tehlikeli kısım aşıldıktan sonra parkura devam edilir.

Bu geçişler arasında Manavgat Çayı'nın akış hızı yavaşladığından, raftingçiler çevreyi izleyebilirler. Kanyonlar içinde yol alırken, öğle saatlerinde bile, zaman zaman güneş görülmeyebilir. Dinlenmek için uygun noktalarda verilen molalarda, çevredeki el değmemiş doğanın güzelliği ve kanyonlardaki kaynak sularının köpürerek çaya karışması izlenebilir.

Antalya Mağaralar

Antalya Mağaralar

Antalya, mağara oluşumu bakımından oldukça zengin bir ilimiz olup, Toros dağ kuşağının eteklerinde kurulmuştur. Toros Dağları ana iskelet bakımından genellikle kireçtaşlarından (kalkerlerden) oluşmuştur. İldeki mağaraların büyük bir çoğunluğu da bu kireçtaşı formasyonları içinde gelişmiştir. Antalya’da yaklaşık 500 kadar mağara tespit edilmiştir. Bunlardan yalnızca birkaç tanesi uluslararası öneme sahiptir.

 

Karain Mağarası - Antalya

Karain Mağarası - Antalya

Karain Mağarası, Antalya'nın 30 km. kuzeybatısında eski Antalya-Burdur karayoluna 5-6 km. uzaklıkta bulunan Yağca köyü sınırları içinde bulunur. Türkiye'nin en büyük doğal mağaraları arasında yer alan Karain Mağarası, önünde bulunan traverten ovasından 150 m., denizden ise 430-450 m. yüksekliktedir.

İnsanlık tarihinin başlangıcındaki süreç içinde mağara, Paleolitik, Neololitik, Kalkolitik, Eski Tunç gibi protohistorik çağlarda ve Klasik Çağ'da insanlar tarafından sürekli bir biçimde iskan edilmiştir. Bunun doğal bir sonucu olarak da yaklaşık 11 m'yi bulan kalın bir kültür dolgusu içermektedir. Ancak Karain Mağarası'nın en uzun süren ve en önemli iskanı Paleolitik Çağ ile ilgilidir. Klasik dönemlerdeki kullanım daha çok Adak Mağara (tapınak) niteliğinde olup, mağara alnı ve dış duvarları üzerinde Grekçe kitabe ve nişler bulunmaktadır. Karain Mağarası'nda yapılan kazılarda elde edilen arkeolojik buluntular, Antalya Müzesi'nde ve mağaranın hemen yakınında bulunan Karain Müzesi'nde sergilenmektedir.

Karain Mağarası turizme açıktır.

 

Damlataş Mağarası - Alanya

Damlataş Mağarası - Alanya

Damlataş Mağarası, Alanya'nın içinde ve deniz kıyısında bulunmaktadır. Merkeze 3 km. uzaklıktadır. Toplam uzunluğu 30 m. olan mağara; kuru ve yatay mağara tipindedir. 200 m'lik bir alanı kaplamaktadır. Çok sayıda sarkıt ve dikitin eşsiz bir görüntü verdiği mağara, 15 m. yüksekliktedir.

Birbirinden güzel binlerce sarkıt ve dikitlerle süslü bu mağara hemen koruma altına alınıp mağara hakkında araştırmalara başlanmıştır.

Damlataş Mağarası hakkında ilk araştırmalar, Galip Dere tarafından yapıldı. Galip Dere, gazetelerin birinde 2. Dünya Savaşı zamanında atılan gaz bombalarından korunmak için bir mağaraya sığınan Almanlar’ın içinde astımlı olanların şifa bulduklarına dair bir haber okur. Mağaranın sağlık açısından faydası konusunda resmi incelemeler başlar. Doktor ve kimyagerlerden oluşan ekibin incelemelerinden sonra mağaranın astıma iyi geldiği tespit edilir.

Damlataş Mağarası'nın kapısından içeri girince 45-50 m. uzunluğunda bir geçit, 13-14 m. çapında ve 15 m. yüksekliğinde silindirik bir boşluk, ayrıca 15000 senede oluşmuş sütunlar vardır. Mağaranın iki katlı olan boşluğu 2500 metreküp hava ihtiva etmektedir. İçindeki ısı yaz-kış 22.3 derecedir. Mutlak nem 19.6 derece nispi nem %98'dir. Mağara dış tesirlerden arınmış olup havasında bol miktarda asit karbonik vardır. Hava basıncı deniz seviyesinden biraz aşağıda olmasına rağmen 760 mm.'dir. Mağara boşluğunun tamamı 180-200 metrekaredir. Mağara etrafındaki kalınlık 10 m.'yi bulduğu için çökme ihtimali yoktur. Senenin 5-6 ayında devamlı damlar.

Damlataş Mağarası'nın Tıbbi Fonksiyonu: Mağaranın astıma iyi gelen dört vasfı olduğu tespit edilmiştir. Mağaranın ortamında bulunan normalden 8-10 misli fazla karbondioksit, yüksek oranda nem, alçak sühunet, radyoaktivite gibi unsurların ilk ikisinin astıma iyi geldiği, diğer ikisinin de yardımcı faktör olarak kabul edildiği bilinmektedir. Alanya'ya astım tedavisi için gelen hastaların, öncelikle bir doktordan mağaraya girmesinde bir sakınca olmadığına dair rapor alarak, mağaranın ilgili memuruna başvurması gerekmektedir. Tedavi süresince sembolik bir ücret ödenir.

Damlataş Mağarası turizme açıktır.

 

Dim Mağarası - Alanya

Dim Mağarası - Alanya

Dim Mağarası, Alanya merkezinin 12 km. doğusunda bulunan Cebereis Dağı'nın yamacındadır. Dim Mağarası, Türkiye'nin en güzel mağaralarından biridir. Alanya'ya yakın olması ve çevrenin piknik yerleri ve ormanlarla kaplı olması nedeniyle ziyarete uygundur. Tarih öncesi ve tarihi devirlerde insanlar tarafından barınak olarak kullanılmasından dolayı çevre halkı tarafından "Gavurini Mağarası" olarak adlandırılmıştır.

Dim Mağarası kuzey-güney doğrultuda uzanan kireçtaşlarının erimesi sonucu meydana gelmiştir. Dim Çayı'nın Vadisi'ni iyice derinleştirmesi sonucu su seviyesi de derinlere indiğinden mağara kurumuştur. Hidrolojik aktivitenin kaybolmasından sonraki dönemlerde tavan ve duvarlardan kaya bloklarının düşmesi sonucu hacim genişlemesi devam etmiştir. Bu gelişme sırasında duvarlardan ve tavandan sızan sular sarkıt, dikit, sütun ve duvarları örten bayrak ve perde kireçtaşlarının oluşmasına neden olmuştur. Dim Mağarası'nın orta ve son kesimlerinde tavandan düşmüş kaya blokları tabanı kaplar. Mağaranın girişten itibaren 40. m’sinde ikinci bir girişi vardır.

Dim Mağarası turizme açıktır.

 

Altınbeşik Mağarası - Akseki

Altınbeşik Mağarası - Akseki

Altınbeşik Mağarası, Akseki ilçesine bağlı Ürünlü köyünün doğusunda derin ve sarp Manavgat Vadisi'nin batı yamacında bulunur. Köydeki mağaraya ancak bir saatlik yürüyüşle gidilebilir. Toplam uzunluğu 2500 m. olan mağaranın girişe göre en yüksek noktası 101 m'dir. Yatay ve kısmen aktif mağaradır. Mağaranın alt ve orta seviyesinin zaman zaman aktif olması nedeniyle kurak mevsimlerde de büyük ölçüde göletler oluşmaktadır. Üst seviye devamlı kurudur. Mağara havası çok rutubetli ve ısısı 16-18°C civarındadır. İçeride dikkati çekecek hayvan topluluklarına rastlanmamıştır.

Altınbeşik Mağarası Türkiye'nin en güzel mağaralarından biridir. Çevrenin karstik topografyası ve çam ormanları güzel bir manzara oluşturmaktadır. Altınbeşik Mağarası çok uzun ve büyük bir yeraltı sisteminin çıkış ucunda bulunmaktadır. Kızılova, Kambos ve Söbüce suyunu çeken bu büyük sistem, Oruç Düdeni Mağarası altında Altınbeşik-Düdensuyu Mağarası'nda son bulur. Böylece bu büyük yeraltı su sistemi, kuş uçuşu 100 km'den fazla uzunluğu ile, dünyadaki en uzun ve büyük karst sistemlerinden biridir. Mağara içinden çıkan su yeraltından Beyşehir Gölü ile bağlantılıdır.

Toros Dağları'nın altındaki bu ilginç yeraltı dünyasını görmek için özel hazırlık ve gereçler gereklidir. Yer altında çok sayıda mağara ve göl vardır. Bu göllerin su seviyeleri farklı olup aralarında çağlayanlar oluştururlar. Mağaralarda dev boyutlarda sarkıt ve dikitler mevcuttur. Altınbeşik Mağarası'sı ve göllerin milyonlarca yıllık bir sürecin sonucu oluştuğu bilinmektedir.

Altınbeşik Mağarası'nın oluşum teorisi: Kalkerli bir yapıya sahip olan bu dağlık yerde sular çatlaklardan içeriye sızmış ve oluşan bazı kimyasal reaksiyonlarla yer yer erimeler ve böylece yer altında küçük boşluklar oluşmuştur. Bu boşluklar suyun aşındırıcı ve sürükleyici etkisi ile zamanla büyüyüp mağara halini almıştır. Mağaralarda toplanan su da yer altı göllerini oluşturmuştur. Bu süreç günümüzde de devam etmektedir. Konu ile ilgilenenler ve cesur tırmanıcılar için, Altınbeşik Mağarası eşi bulunmaz bir doğa harikasıdır.

Altınbeşik Mağarası adını üst kısımda yer alan Altınbeşik Tepesi'nden almaktadır. Toroslar, bu bölgede hem jeolojik hem de jeomorfolojik yönden çok karışık bir yapıya sahiptir. Mağaradaki araştırmalar henüz tamamlanamamıştır.

 

Zeytintaşı Mağarası - Serik

Zeytintaşı Mağarası - Serik

Zeytintaşı Mağarası, Antalya'ya bağlı Serik ilçesinin 15 km. kuzeyinde bulunan Akbaş köyünün Gökçeler Mahallesi'nin güneydoğusunda Zeytinlitaş Tepesi'nin güney yamacında yer alır. Zeytinlitaş Tepe, Köprüçay'ın önemli bir kolu olan Koca Dere ile Gökçeler Deresi arasında parçalanmış bir sırt şeklinde uzanır. Mağaraya Serik'ten Urundu - Deniz Tepesi - Kızıllar - Gökçeler - Akbaş yoluyla gidilmektedir. Stabilize olan bu yolun 15. km'sindeki Gökçeler Mahallesi'nden doğuya ayrılan 400 m'lik tali yol ile mağaranın önüne kadar varılmaktadır.

Taşocağı işletmesi için yeni açılan bir galeri ile tesadüfen bulunan Zeytintaşı Mağarası küçük fakat bozulmamış zengin damlataşları ile kaplı ilginç bir mağaradır. Mağara girişinin hemen kapatılarak koruma altına alınması ( l. derece SİT alanı) içindeki damlataşların tahrip olmasını önlemiştir.

Zeytintaşı Mağarası içi, görünümleri son derece güzel her türden damlataş oluşumları ile kaplıdır. Özellikle mağaranın her kesiminde gelişen ve boyları yer yer 0.5 m’yi bulan makarna sarkıtlar Zeytintaşı Mağarası'nın karakteristik şeklidir. Gelişimleri hala devam eden bu yavru sarkıtlara, ülkemizde her mağarada rastlamak mümkün değildir. Ayrıca büyük sütunlar arasında yer alan gölcükler mağaranın görünümünü daha da ilginç şekle dönüştürmektedir. Bu özellikleri, Zeytintaşı Mağarası'nın turizm amacıyla kullanımı için son derece uygun ortam hazırlamıştır. Ayrıca bulunduğu doğal çevrenin vahşi güzelliği, ulaşımının kolay oluşu, Antalya-Alanya karayolu ve Aspendos'a yakınlığı, mağaranın turizm değerini daha da arttırmıştır. Zeytintaşı Mağarası turizme açıktır.

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı